Köşe Yazıları / İBRAHİM FERAH


Bir lezzetin sınırları aşan hikâyesi

Son günlerde dönerle ilgili en çok konuşulan konuların başında Türkiye’ deki döner üreticilerinin Avrupa Birliği’ ne (AB) yaptıkları tescil başvurusu oldu. Başvuruyla birlikte, gastronomi dünyasının sınırlar ötesindeki mücadelesine yeni bir sayfa ekledi.
Türkiye’deki döner üreticileri (Udofed), Avrupa Birliği nezdinde “Türk usulü döner” adıyla yaptığı coğrafi işaret tescil başvurusunu geri çekti.
Kararın ardından Almanya’daki döner işletmecileri rahat bir nefes aldı. Zira başvuru kabul edilseydi, Almanya’da “döner” adıyla satış yapmak yasal olarak kısıtlanabilecekti. Hatta hükümet ortağı CSU' lu Bavyera Başbakanı Markus Söder' in “Söder Kebab” adıyla tescillediği bir çeşit, bu sürecin ne denli ciddiye alındığının da bir göstergesi oldu.
Ancak bu süreç, dönerin hikâyesini ve kimliğini gerçekten değiştirir mi?
Döner, Anadolu’nun binlerce yıllık mutfak kültüründen doğmuş, İstanbul’da şekillenmiş ve Almanya’ya göç eden gurbetçilerle birlikte Avrupa’da bir fenomen haline gelmiştir. Bugün Berlin’den Amsterdam’a Madrid’ ten Roma’ ya, Bükreş’ ten, Varşova’ ya, Kopenhag’ dan, Stockholm’ a kadar bir çok sokak başında rastlanan bu lezzet, artık hem Türkiye’nin hem de Almanya’nın mutfak kimliğinin ayrılmaz bir parçası haline geldi.
Tescil süreci bekletile dursun, ancak dönerin ruhu ve hikâyesi, bir tescil belgesinin çok ötesinde. Döner, sadece bir et yemeği değil; aynı zamanda göçün, emeğin, kültürlerin buluşmasının ve bir tutkunun simgesidir.
Atılacak adımlar, dönerin Avrupa’daki varlığını sürdürmesine engel olmayacak. Aksine, belki de döneri daha da özgür kılacak. Çünkü lezzet, sınır tanımaz; kimlikler ise kağıt üzerinde değil, insanların damaklarında ve kalplerinde şekillenir.
Döner, artık dünyanın lezzeti olma yolunda ilerliyor.